Eğitim Projeleri  ) 

Sanal Müze Ofisi  


Konferanslar  

Seminerler / Paneller  

Resim Yapmayı Öğreniyorum  

Resim Yaptırmayı Öğreniyorum  

Burhan Doğançay (İstanbul, 1929)
Ressam ve harita subayı Adil Doğançay'la eşi Hediye'nin üç çocuğundan ilki olan Doğançay, dört yaşında çizim yapmaya başlar. Ankara'da lise eğitimi sırasında, ressam Arif Kaptan'dan ders alır, aynı zamanda Gençlerbirliği takımında futbol oynar. Yükseköğrenimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde yapar ve 1950-1955 yıllarında doktora yapmak üzere Paris'e gider. Daha sonra Paris Üniversitesi'nde ekonomi öğrenimine başlar, bir yandan da sanat derslerine devam eder. 1953’de Paris Üniversitesi'nden doktorasını alıp, Ankara Sanatsevenler Derneği'nde babasıyla birlikte üç "Baba-Oğul" sergisi açar. 1959 Turizm Genel Müdürlüğü’ne atanır. 1962’de Türk Turizm ve Enformasyon Ofisi Müdürü olarak New York'a gelir ve çocukluğundan beri ressam olmayı hayal eden Doğançay, bu rüyasını gerçekleştirmek üzere 1964 yılında resmi görevinden istifa ederek, bütün zamanını resim yapmaya adar. 1965’de ilk kez bir yapıtı New York’daki S.Guggenheim Müzesi sürekli koleksiyonuna alınır. 1975’de İsrail'e gider ve bu gezi "Dünya Duvarları" fotoğraf projesinin başlangıcı olur. Aynı yıllarda "Dünya Duvarları" projesi için dünyanın çeşitli ülkelerinde gezilere çıkar. 1978’de New York'a geri döner ve Angela Hausmann'la evlenir. 1979’da ABD yurttaşlığına kabul edilir. 1982 senesinde Paris'te Georges Pompidou Merkezi'nde "Dünya Duvarları" fotoğraflarıyla “Fısıldayan Duvarlar” adlı bir kişisel sergi açar. 1984’de Enka Sanat ve Bilim Ödülü'nü kazanır. 1992 yılında Rusya Kültür Bakanlığı'nın davetlisi olarak St.Petersburg'daki Rus Devlet Müzesi'nde "Duvarlar ve Kapılar 1990-1991" sergisini açar, böylece bu müzede kişisel sergi açan ilk Batılı ressam ünvanını alır; ayrıca Kültür Bakanlığı tarafından Takdir Madalyası'yla onurlandırılır. 1995 yılında Türkiye'de bir sanatçıya verilen en önemli ödül olan T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü madalya ve rozetiyle onurlandırılır. 1998-2000 yıllarında New York Kenti'nin 100.Yıl kutlamaları çerçevesinde, JFK Uluslararası Havaalanı Doğançay'ın büyük boyutlu, eşsiz Brooklyn Köprüsü Fotoğraflarını sergiler. 2000 senesinde "Dünya Duvarları" projesi için Kazakistan'a, Kırgizistan'a, Türkmenistan'a ve Özbekistan'a gittiğinde, bu proje kapsamında belgelenen ülke sayısı 113’ye ulaşmış olur. Sanatçı, 2001 yılında Dolmabahçe Kültür Merkezinde Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı’nın katkılarıyla retrospektif sergisi açmış, 2003 yılında Taksim Balo sokakta kendi adını verdiği Doğançay Modern Sanat Müzesi’ni kurmuştur. Burhan Doğançay, 2004 yılında İş Sanat Galerisi’nde “New York’un Mavi Duvarları” adlı bir sergi açmıştır.

RONA, Zeynep (edi.). Burhan Doğançay: Retrospektif. İstanbul: Duran Kitapları, 2001.Syf:374-378.

* * *


"...Çok ilginç bir çocukluk yaşantım oldu. 4-5 yaşlarında bir kentli çocuk, oyuncaklarıyla oynar, bisiklete biner. O yaşlarda ben, Anadolu'nun köylerinde harmanda döğen sürüyor veya babamla birlikte, o at, ben eşek sırtında tepelere tırmanıyorduk. Babam harita subayı idi. Anadoluyu karış karış dolaşmıştır. Biz de bir döneme kadar onunla dolaştık. Tam bir göçebe yaşantısı idi".

"...Ben daha dört yaşındayken babam, köyden çok uzak ve yorucu araziye çıkmadığı zamanlar, beni de yanında götürürdü. Babamın çalışacağı zirvenin tepesine varıldığında, sehpası kurulur, aletler kutularından çıkarılır, alet kutularından birisi de benim oturmam için hazırlanırdı. Babam: 'Sen, orada otur. Şu karşıdaki ağacın yahut kayanın resmini yap, göreyim,' derdi ve aletlerinin başına geçerdi. Ben bir şeyler çizmeye çalışırdım. Tabii, ilk zamanlar pek başarılı olamıyordum. Silgi istediğim zaman, 'O kağıdı at, yenisini yap,' derdi. İlk molada da çizdiğim resme bakar, beni teşvik edici sözler söylerdi. 'Şimdi de şu ilerdeki ağacı resmet,' derdi. Bu yıllarca böyle devam etti. Gelişme gösterdikçe babam beni daha da pohpohluyor, 'Bravo, çok güzel' diyordu. Bana, yavaş yavaş derinlik, perspektif, ışık ve gölge, kısacası resmin esas temel direklerini, tam olarak benim anlayacağım biçimde öğretti. Kış aylarında, okulda resimde en yüksek notu alıyordum. Artık, benim hayatıma da resim girmişti. Babam, beni ortaokula gelinceye kadar yalnız karakalemle desen çalıştırdı. 'Boya' dediğim zaman, 'Onun da vakti gelecek, şimdilik desen, desen, desen. Deseni hallettikten sonra, her ne istersen yapabilirsin' derdi. İlerki yıllarda hocam Arif Kaptan'dan da aynı sözleri işittim. Desen, desen, desen. Ben 'boya' derdim, o, 'Hayır, desen' derdi."

"... 'Futbola kendini tamamen kaptırmaz ve ciddi çalışırsa, ileride tanınmış, iyi bir ressam olabilir' derken bana bakardı. Futbol oynamama karşıydı. Herhalde, resmin yerini alır diye korkuyordu. Benim, ressam olmaya kararlı olduğumu bilmiyordu. Kimse bilmiyordu, kimseye söylemedim. Zamanı gelecek diyordum.

Yıllar sonra babam New York'a geldiğinde, kendisiyle Guggenheim Müzesi'ne gittik. Müze Müdürü Thomas Messer'i ziyaret ettik. Konuşmalar arasında Thomas Messer, benim hakkımda epey güzel sözler söyledi. Resimlerimi müzeye aldıklarını söyledi ve 'oğlunuzla övünmelisiniz,' dedi. Müzeden çıktıktan sonra, Beşinci Cadde'de yürümeye başladık. Bana döndü, 'Bravo, büyük başarı, eminim bu bir başlangıç' dedi ve ekledi, 'beni mahcup etmedin.'"

RONA, Zeynep (edi.). Burhan Doğançay: Retrospektif. İstanbul: Duran Kitapları, 2001.Syf:13-19.

* * *


Harita Yarbayı Ressam Adil Doğançay'ın oğlu olan Burhan Doğançay'ın belleğinde, memleketinin her köşesini hem harita paftalarına hem de tuvallerine işleyen babasının anısı herhalde kalıcı izler bırakmıştır.(...) Doğançay'ın yapıtlarındaki ilk ve en önemli saptama onun "yakalayan", "avlayan", "seçen" bir bakışla çevresini taradığı, algıladığı, çözümlediği ve duraksamadan belgelediğidir. Seçtiği tekniklerin - suluboya, fotoğraf, guaş, kolaj, akrilik gibi-hızlı çalışılabilecek ve "anı saptayabilecek" özelliklerde olduklarını biliyoruz. "Enstantane Avcısı" veya "Golü Koklayan Acar Forvet" uygun anı ve açıyı yakaladığında deklanşöre basar veya şutunu atar. Örneğin onun "Şeritler ve Gölgeler" dizisi; günışığının deviniminin duvarlardaki afiş yırtıklarında yarattıkları estetiği yakalayan "gözü"nün, sonra bunu maketlerle, çeşitlemelerle soyut kendine özgü bir kaligrafiye dönüştüren doğu-batı kültürünü özümsemişliğinin sonucudur. Kartograf babanın diplomat oğlu, farklı ülkelerin kent duvarlarındaki evrensel temaların yinelenen simgelerinin ve insanoğlunun baskıya, adaletsizliğe karşı çıkışının bitip tükenmeyen öyküsünün çekim gücüne kapılmış olmalıdır. Otuzbin dialık, 106 ülkenin kent duvarlarını belgeleyen "Dünyanın Duvaları" projesini 20 yıldır sürdüren sanatçının resimlerinin alt yapısını da bu duvarlara ilişkin gözlemlerinin oluşturması şaşırtıcı değildir. Ressam Doğançay'ı bıkmadan usanmadan kent duvarlarına ve son dönemde de kapılarına yönelten, insanların buralarda bıraktıkları "Yaşanmışlık İzleri" dir. Bir söyleşisinde Afrika'da beyazlardan kaçan "Bushman"ların sığındıkları mağaralarda yoksun kaldıkları dışarıdaki doğayı inanılmaz bir güzellikte o mekanın iç duvarlarında yarattıklarına dikkat çekerek; özlemlerin, yoklukların, kızgınlıkların anlatılma yerinin her zaman her yerde duvarlar olageldiğini vurgular.

Duvarlar onun yeni gittiği bir ülkeye, kente uyum sağlayabilmesini, o toplumu çözümleyip insanlarıyla kaynaşabilmesini sağlayan ipuçlarının imlerini de barındırmaktadırlar. Yaygın olarak sanıldığının aksine, Doğançay'ın sanatı hiç de soyut bir sanat değildir; son derece somut bire bir "insan izleri"nden yola çıkan, onları tuvalinde yineleyen, sonra da o izleri yaratan insanlardan birisi gibi kendisini o sokak köşesinde hissederek veya varsayarak müdahaleler yapan bir yaklaşıma sahiptir. Onu duvarlara çeken oradaki kat kat insan izleri, farklı toplum katmanlarının farklı malzeme ve yöntemlerle büyük topluma yöneltikleri iletileri ile tüm bu imgelerin zaman ve doğa tarafından yıpratılmasından doğan beklenilmedik etkilerdir. Marka firmaların ilanları, politikacıların afişleri, halkın ve graffitti sanatçılarının katkıları, sansür edici kapatmalar kent duvarlarının görünümlerini sürekli değiştirirler. Doğançay'ı cezbeden sokaktaki birey, kurulu düzenin kurumları, doğa ve kentin fiziki yapısı arasındaki bu çatışma ve iletişim çabası olmalıdır; onun sanatını soyut yerine, "duygusal, sosyal ve politik" olarak nitelendirmemiz bu nedenledir. O, yirminci yüzyılın vahşi kent görünümlerinin duvarlarını hem o kentin, hem o anın, hem de o anki kendi varlığının "EI Falı"na bakarcasına inceler, fotoğraflar ve resmeder. Dünya kentlerinin duvarlarında düzen ile, para ile "ütopyalar, tepkiler ve tek bireylerden tüm topluma iletiler" bir arada izlenebilirler. Sanatçıyı çeken aşk ile paranın, duygusallık ile iş usunun her an her kentte, her köşede hem farklılaşan hem de zaman zaman çakışan şaşırtıcı zenginliği olmalıdır. Onun "Dünyanın Duvarları" projesi, dünya halklarının sesini tıkalı kulaklara ve kalplere ulaştırmayı hedefleyen bir sanatçının, bir yolcunun, bir seyyahın kalıcılık arayışlarıdır.

GÜREL, Haşim Nur. "DOĞANÇAY'IN 'DÜNYANIN DUVARLARI' İLE KALPLERE YOLCULUK...". Eczacıbaşı Koleksiyonundan Seçmeler. İstanbul: 1999.


Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri Üyelik

Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları
Paneller | Bilgi & Haber | Site Haritası